ATLANTI MENÜ
YARARLI LİNKLER
 



 

Kara Mehmet Öyküsü

       Kara Mehmet 19 yy.’ın ikinci yarısında Atlantı’da yaşamıştır. Atlantı, başlanğıçtan bu yana Armutlu, İzzettin olarak iki mahalledir. Her zaman ağaları olmuştur. Kara Mehmet Armutlu mahallesi ağalarındandır. Zenginliği bütün ağalar gibi, dededen-babadan kalmadır. Mal varlığı da, ünü de dede-baba armağanıdır. Bunda bir sorun yoktur. Bu durum,  onu köyün ağası yapmaya yetecek kadar mal varlığına ve üne kavuşturmuştur. Atlantılı, Kara Mehmet’in mal varlığını, avcılığını, atını, tazısını kısaca herşeyini konuşarak efsaneleştirmiştir. Bu konumu ile halkın gönlünde yaşamaktadır. Öyle ki, tarihte 1303(1887) Kıtlığı olarak geçen, Konya Bölgesini etkileyen kuraklıkta bütün olanaklarını Atlantı’ya, Atlantılıya seferber etmiştir.

           Kara Mehmet’in bu günkü anlamda birkaç bin dönüm tarlası, birkaç sürü koyunu vardır. Atlantılıya yaptığı yardımlar her yerde duyulmuş, ünü her tarafa yayılmıştır.  Öyle ki, Atlantı’ya gelen konuklara sofralar kurdurur, ırgatları davetten sonra evlerine gitseler bile ağalığını unutarak tek başına ilgilenmeyi sürdürür. Alçak gönüllü bir kişi olduğundan varlıklı olduğunu ima yoluyla da olsa belirtmez. Bu nedenle halkın gönlünde yaşayagelmiştir.

           Herşey iyi hoştur. Evlilik konusunda şanssızlığı olmasa hiçbir sorun kalmayacaktır. Atlantılı, Kara Mehmet’in gölgesinde yiyip-içip yan gelip yatacaktır. Ancak bu şanssızlık Kara Mehmet’in yakasını bırakmaz. İlk hanımı birkaç yıl içerisinde ölür. Bunun üzerine ölen hanımının kardeşi ile evlenir. O da birkaç yıl içerisinde ölür. Kara Mehmet bu olumsuzluklar karşısında hiçbir şey yapamaz, şaşırır kalır. Salt Kara Mehmet değil, Atlantılı da etkilenir.  Herkesin saydığı, sevdiği Kara Mehmet şanssızlığı karşısında yıkılır. Mutsuzdur. Hiçbir şeyden zevk almaz.

           Bir gün Kadınhanı’da bir arkadaşının evine konuk olduğunda gördüğü Maviş Gelin, bu umutsuz durumu birden değiştirir. Maviş Gelin, Alabağ köyünden gelme, yetimdir. Maviş Gelinin güzelliği karşısında hemen evlenmeye karar verir. Ancak bunu kimseye söyleyemez.  Yüzüne söylemeseler de arkasından olumlu-olumsuz konuşmalar olacağından çekinir. Bu sebeplerden geleneklere aykırı davranır. Arayı uzatmadan kendi Maviş Gelini istemek için atına binerek yola koyulur. Yol üzerinde bir kuyuda attan iner. Su içer. Elini, yüzünü yıkar. Mendilini ıslatır, boynuna atar. Yolu yarılamıştır. İçinde bir kuşku oluşur. Bu işi yapacağına inanamaz. Düşle gerçek arasında yaşar… Arkadaşıyla ilişkileri iyidir. Bir kırgınlık yoktur. Bu işi neden kendi başına yaptığını düşünür. Kendi başına yapamayacağını anlamaya başlar. Günlerden beri kendisini yoran, yıpratan bu sorundan artık bıkar. Birden ölen eşleri gözlerinin önüne gelir. Sonra, Atlantılının açlık, yoksulluk ve bitmek bilmeyen sorunlarını anımsar… Geleneklerine bağlı Atlantılıların yabancıları içlerine almadıklarını düşünür. Maviş Gelinin bir ayrıcalık olacağına, olması gerektiğine inanmaya başlar. Ancak kararsızlığı bir türlü atamaz. Kendi kendine, araya aracı koysam daha iyi olurdu, diye düşünür. Ama iş işten geçmiştir. Kadınhanı’ya girmek üzeredir. Cesaretini toplayıp bu işi bitirecektir. Düşündüğü gibi olur. Ağaların geçtiği yoldan geçer. Başlık parasını öder. Nikah kıydırır. Bütün işlemler bittikten sonra Maviş Gelini atının terkisine alır, Atlantı’ya getirir.

          Atlantılı inanamaz. Bir dedikodudur sürüp gider. Koskoca Kara Mehmet’in kız kaçırması olacak şey değildir. Üstelik başka yerden, Kadınhanı’dan kaçırmıştır. Ama olmuştur. Ancak gerçek birkaç gün içinde anlaşılır. Hemen düğün hazırlıkları başlar. Yemekler hazırlanır. Davullar, zurnalar tutulur. Kız evi de, oğlan evi da Kara Mehmet’in evidir. Düğün alayları kurulur. Konuklar, Kara Mehmet’in odasına, odasının önüne toplanırlar. Avlunun bir kenarına ipler çekilir; kilimlerle, halılarla ayrılır. Kadınlar orada tabla çalarak eğlenirler. Güreşler yapılır, turalar oynanır; “koç” ödüllü” at yarışları yapılır. Herkes yer, içer, eğlenir. Maviş Gelin aynı evden alınır, aynı eve getirilir. Sonunda düğün biter. Herkes evine gider. Atlantı fırtına sonu bir sessizliği bürünür.                                

          Şanssızlık Kara Mehmet’in yakasını bırakmaz. Mutlu bir yaşam beklerken hastalanır ve yatağa düşer. Hastalık başağrısı, halsizlik, iştahsızlık olarak başlar. Sıtma teşhisi konur. Birkaç gün sonra bütün vucudunu sarar. Zamanın en korkunç hastalığıdır. Çevrenin en tanınmış doktorları getirilir. Çare bulunamaz. Sonunda hastalığa 35 yaşında yenilir. 

          Şanssızlık bu kez de Maviş Gelin’i yıkar. Genç yaşta dul kalmıştır. Salt Maviş Gelin değil, Atlantılı da etkilenir. Bu olay, “Kara Mehmet Atlantı’nın ağası/Bütün malı tencereyle tavası” biçiminde başlayan türkü ile yaşamaktadır. (Çevreden ve büyüklerden duyduğum bu öykü tarafımdan yeniden  kurgulanmıştır.)

 

      Öyküde, Kara Mehmet’in bireysel mutluluk arayışı, şanssızlıktan kurtulma uğraşı, yaşamından kesitler ile Atlantı’nın o dönemdeki sosya-ekonomik durumu anlatılmaktadır. İzlenim ve duygular katılarak akıcı ve sürükleyici bir anlatım yeglenmiştir.